Patilerle İlgili

Tarkan Özvardar’la Köpek Davranışları Üzerine

Salı günü, köpek davranışları uzmanı, veteriner doktor Tarkan Özvardar’la kuçular üzerine bir söyleşi yaptım. Tarkan Bey, hem Çankaya, hem de Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne danışmanlık hizmeti veriyor. Okullara  ve sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerinde katılımcılara eğitimler veriyor.

Sokak hayvanlarıyla birlikte yaşıyoruz, bir çok kişinin Avrupa’da sokakta hayvan yok dediğini duyuyorum. Birincisi, bu uygulamalarından vazgeçtiler, ikincisi %80i evinde hayvan besliyor. Bu nedenle, diğer ülkelerin yanlışlarını yapmadan, doğruları öğrenip uygulamak bizlerin sorumluluğudur diye düşünüyorum.

Bize kendinizden bahseder misiniz? Neden köpek davranışları?

İzmir Atatürk Lisesi mezunuyum, A.Ü veterinerlik fakültesine tek tercih yaparak girdim. Küçüklüğümden beri hayvanlarla çok yakın diyaloğum olduğu için hep veteriner olma isteğim vardı. Hatta annem şiddetle karşı çıkardı. Ama bir şekilde olmak istediğim şeyi yaptım, 1990 yılında İzmir’den A.Ü Veterinerlik Fakültesine geldim. Fakülteye başladığım zamandan itibaren, hatta öncesinde İzmirde Türkiye’nin ilk köpek çiftliği Charlie Köpek Çiftliğinde köpek eğitimi ve davranışları konusunda çalışmaya başladım. Birinci sınıftan itibaren, köpek eğitimiyle ilgili öğrencilerim olmaya başladı. Çok fazla yurt dışı seyahatim oldu. Kongreleri takip ettim, Avrupa’daki seminerlere katıldım. Bu şekilde kendimi geliştirdim. Fakültede hala tamamlamamış olduğum bir uzmanlık programına kayıtlıyım. Seminerimi verdim, henüz tezimi vermedim. Köpeklerde seksüel davranış psikolojisi ve kısırlaştırmanın  davranış ve eğitim üzerine etkisi hakkında. Tez aşamasında olmama rağmen, henüz yoğunluktan tezimi veremedim.

Bunun haricinde diğer görevlerim var.

Türkiye Köpek Irkları ve Bilimleri Fedarayonunun iş ve ırk standardı hakemiyim. Doberman Irk ve Spor Derneğinin eğitim sorumlusuyum. Akut Ankara K-9 Biriminin  sorumlusuyum.  Türkiye Kinoloji Derneğinin üyesiyim. Ama ağırlıklı olarak köpeklerle birlikte davranış ve eğitim üzerine çalışmaktayım.

Fakültede hayvan davranışları üzerine bir bölüm var mı? 

Maalesef. Büyük sıkıntılardan biri. Düşünün ki bir Tıp Fakültesinde Psikiyatri bölümü yok. Veteriner Fakültesinin durumu bu. Hayvan davranışları dersi, fakültede son 4-5 yıldır ders olarak verilmeye başlandı.Ders olarak var; ama kürsü olarak yok. Fizyoloji bünyesinde veriliyor. Bu da yeterli değil, çünkü apayrı bir uzmanlık konusudur, davranış. Çok önemli bir nokta. Düşünün ki bir veteriner hekim olarak, davranışını bilmediğiniz bir hayvana yaklaşıp, onu tedavi etme şansınız yok. O yüzden biz veteriner hekimler de ampirik yaklaşmak zorunda kalıyoruz, zaman zaman, ama davranışlarını bildiğiniz takdirde bambaşka bir yaklaşım şansı olur. Fakülte bünyesinde, davranış problemlerinin eliminasyonuna çok fazla eğilinmiyor; kinolojik yaşlaşımlar da yok. İnsanla en grift ilişkisi olan köpek ve domestikasyonun en tepesindeki canlı, özellikle pet olarak davranış problemlerinin en sık rastlandığı hayvan ve buna bağlı olarak da rehabilitasyonu gerektirecek çok durum söz konusu. Bunları organize etmek de ancak davranış konusunda uzmanların yetişmesiyle mümkün. Bu olmadığı zaman da çok fazla bunla ilgilenen insanlar olmuyor. Bir, Yasemin Salgırlı vardır. Almanya’da doktorasını yaptı, yakın arkadaşımdır. Bir kaç projeyi birlikte yaptık. Güney Afrika’da ve Belçika’da sunumlar yaptık, beraber. O, davranış konusunda iyi bir teorisyendir, uygulama çalışmaları da vardır. Fakat hak ettiği pozisyonda olduğunu düşünmüyorum.

Köpek davranış uzmanı ve etolog aynı şeyleri mi ifade ediyor?

Tam olarak etolog demek doğru olmaz. Köpek davranış uzmanlığını ayrı bir dal olarak düşünmek gerekiyor. Çünkü  pet popülasyonunu düşündüğünüz zaman, bunun çoğunu kediler ve köpekler oluşturuyor. Köpek de insanlarla en grift ilişkisi olan canlı olduğu için, en fazla davranış problemini köpeklerde gözlemleriz. Örneğin kedilerde belli başlı davranış problemleri vardır ve eliminasyonları köpekler kadar zor değildir. Çünkü kediler bireysel psikolojileri ön planda olan canlılardır. Fakat köpekler kılavuzsuz yaşayamayan canlılar olduğu için, özellikle sahip ya da handler manipülasyon hatalarına bağlı olarak davranış problemleri geliştirirler. Çünkü sürekli dirsek teması isteyen canlılar. Bu dirsek temasının azlığı, fazlalığı, yanlış uygulamalar, bu hayvanlarda çok kolay davranış problemlerinin şekillenmesine neden olur. Ayrcıa, bu hayvanların kritik sosyalizasyon dönemi dediğimiz doğduktan sonraki dönemleri var. Bu dönemlerde yanlış davranılması, merdiven altı üreticilerin bunlara dikkat etmemesi davranış problemlerine sebep olur.

Bu davranış problemleri sahiplerinden mi yoksa pet shoplardan, üreticilerden mi kaynaklanıyor?

Hepsi. Doğum sonrasında anneyi emdiği ve kardeşleriyle birlikte olması gereken sürenin uzunluğunun yeterli olmaması, o dönem içerisinde doğru manipülasyon yapılmaması, veteriner hekim hataları; vet fobi dediğimiz, bir çok köpek veteriner kliniklerine gitmekten hoşlanmaz. Hayvan sahibinin, üreticinin manüpülasyon hataları ve pet shop travması, bunların hepsi ilerleyen dönemlerde köpekler için travma sebebi olabiliyor. Köpeklerde, insanlarda olan bir çok davranış bozukluğunu gözlemlemek mümkün. PTSD, anksiyetif veya obsesif algı bozukluğuna kadar bir çok davranış bozukluğunu köpeklerde gözlemliyoruz.

Puppy_on_Halong_Bay

Annemi istiyorum !

Sahibinden ayrıldığı zaman ağlayan köpeklerin olduğunu biliyorum…

Seperasyon anksiyetesi, ayrılık hezeyanı. Bunlar hep manipülasyon hataları.Küçükken köpeğe doğru öğretilmemesi ya da köpeğin birden fazla sahip değiştirmesi ve buna bağlı olarak post travmatik olarak da bunu göstermesi. Çok derin konular, insanlardaki kadar komplike olabiliyor. Eliminasyonları çok zor olabiliyor. Maalesef, tüm dünyada köpek davranış problemlerinin eliminasyonunda başarı istatistiği çok düşüktür. Köpeklerde düşük olmasının sebebi, genellikle hayvan sahibinin söylenen şeylere çok riayet etmemesi. Zaman zaman psikosomatik ilaçları kullanmak zorunda kalabiliyoruz, tıpkı insanlarda olduğu gibi. Bu ilaçları düzgün kullanmamak, kendi kafasına göre kesmek. Bir de şu var, tabii ki veteriner hekimler tarafından önerilen ilaçların kullanılması lazım ama biz eğitim olarak psikosomatik ilaçları çok öğrenmiyoruz. Yazma hakkımız var ama öğrenmiyoruz. Ve genellikle kulaktan dolma bilgilerle ilaç önerebiliyor, veteriner hekimlerin bir çoğu. Bu da tabii ki çok doğru değil. Hangi davranış bozukluğuna hangi psikosomatik ilacın kullanılıp kullanılmayacağı, kullanılmasının elzem olup olmadığı, destekleyici olup olmadığı önemli. Tıpkı insandaki gibi, sadece ilaç alarak davranış problemlerini düzenleyemezsiniz. Terapiler, düzgün manipülasyonlar, hayatınıza farklı algıların girip çıkması. İşte bir psikoloğa, psikiyatriste gittiğiniz zaman size, al şu ilacı, iyileş diyemez.

Demiyor, ama konuş diyor. Burada nasıl oluyor?

Köpekle de doğru iletişim kurmak. Mesela, hayvan sahibinin köpekle kurduğu yanlış diaologlar olabilir.Konuşmakla değil. İyi bir kılavuz olmak, hayatını düzenlemek,  egzersiz planlarını düzenlemek. Tıpkı insandaki gibi hareket, egzersiz, köpeklerde de endorfin, dopamin, seratonin mekanizmasını tetikler. Dolayısıyla, doğru egzersize etmek, doğru davranmak, onun bir sürü hayvanı olduğunu bilip, ona göre maniple etmek, belli başlı kurallar çerçevesinde yaşamasını sağlamak. Çünkü köpek, var oluşundan itibaren insanla olan diyaloğunda, insanın kurallarıyla yaşamaya itilen bir canlı, dolayısıyla doğru kılavuzluk yapmamız gerekiyor. Kılavuzluğu doğru yapmadığımız takdirde hayvanın kafası çok kolay karışıyor, ki Türkiye’de gördüğümüz ayrılık hezeyanından tutun da, algı- statü karmaşası dediğimiz olgular, agresyon, aşırı korku davranışlarını göstermesi. Bunlar genellikle manipülasyon hataları, ağırlıklı üretici hataları ve Türkiye’de merdiven altı üreticilerin çok fazla oluşu, tamamen ticari bir meta olarak algılanması, hayvanların mal gibi görülmesi, bu tip davranış problemli köpeklerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor.

Gök gürültüsünden korkmak, sonradan öğrenilen bir şey mi, yoksa hayvanların doğasında mı var?

Var. Aslında içgüdüye baktığınızda, gök gürültüsü köpek için, köpek için demeyelim hayvanlar için, yağmurun gelmesi, sığınma mantığının şekillenmesi, ortamdan uzaklaşma, sığınacak bir yer arayışı içerisinde girme gibi dürtüleri şekillendirir. Ama köpeklerdeki karşılığı, genellikle, gök gürültüsünden korkan köpeklerde ya da aşırı hezeyanlanan köpeklerde çözümlenebilecek şeyler. Küçükken, köpeklerin kritik sosyalizasyon dönemi dediğimiz, doğduktan sonraki 6 -12 hafta arası sosyalizasyon cdleri dinletilerek, işte gök gürültüsü, silah patlaması, kapı çarpması, çocuk çığlığı gibi uyarıcıları köpeklere küçükken düzenli olarak dinlettiğiniz takdirde, bu tip problemlerle karşı karşıya kalmıyorsunuz. Örneğin, ben iki senede bazen senede bir , kendim için iş köpeği üretimi yaparım. Bu üretimlerde, özellikle arama-kurtarma köpeğinde yavrularda buna çok dikkat ederiz. Çünkü, bir arama-kurtarma köpeği, dış uyarıcılara mümkün olduğunca kapalı ve kendi işini yapabilir durumda olması, konsantre olması gerekiyor. Bunun oluşabilmesi için küçüklüklerinden itibaren doğru maniple etmek ve bazı şeyleri kafasında doğru kurgulamakla mümkün.  Bir köpeğin seslere karşı aşırı duyarlı olması, genellikle kritik sosyalizasyon döneminde bu seslerle karşılaşmamış olmasından kaynaklı.

aircruft_dogs

Van Depreminde Hizmet Veren Kurtarma Köpekleri – AKUT

Bu, kurtlardan gelen bir şey mi, yoksa evcilleşme sürecinde köpeklerde gelişen bir korku mu?

Dürtü olarak var. Aşırı gürültü, sığınma mantığı, ortamdan uzaklaşmayı şekillendirir. Ama bunu maniple etmek, insanın elinde olan bir şey. Çünkü köpeği artık kurt gibi düşünmemek gerekiyor. Evet, kurttan köken alan bir canlı köpek ama evcilleşme süreci içerisinde artık çok farklılaşmış bir canlı, içgüdüleri  körelmiş, dürtüleri daha yüksek bir canlı olduğu için maniple etmek mümkün.

Köpeklerin nasıl hissettiğini test etmenin yöntemi var mı?

Daha çok, hayvan sahibinden aldığınız datalar üzerine kurguluyorsunuz. Hayvan sahibi, köpekte bir davranış problemi şekillendiği zaman size başvuruyor.  Bunun öncesinde, nasıl maniple etmeliyim, bir yavru köpeğe nasıl bakmalıyım, neler yapmalıyım diye size gelse bu davranış problemlerinin bir çoğu gelişmeyecek aslında. Fakat böyle davranmadıkları için, şu sıkıntılarla karşılıyoruz. Hayvan sahibi davranış problemi şekillenip rahatsızlık vermeye başladığı aşamada size geliyor.

Peki, mutlu olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?Mutlu dediğimiz köpek gerçekten mutlu mu; yoksa bu bizim algımız mı?

Aslında bu biraz bizim algımız. Hiç bir zaman bir köpek olmadan, bunu anlamak mümkün değil. Ancak bir köpek olduğunuzda bunu anlamanız mümkün olabilir.Bir köpeğin mutlu olup olmadığını anlamak, gün içerisindeki davranışlarını nasıl düzenlediği veya size nasıl yansıttığıyla anlaşılan bir şey. Mutlu bir köpek  objeleri parçalamaz, sahibiyle uyum içerisindedir, düzenli bir programı vardır, bu program içerisinde doğru ve düzenli davranışlar gösterir. Köpek, doğru ve düzenli davranışlar gösterdiğine biz onu mutlu kabul ederiz. ama köpek olmadan bunu bilmek çok mümkün değil. Ama şu var, hayat pozitif ve negatiflerle iç içe bir olgu, insan için de köpek için de bu böyle. Bu pozitif-negatif dengesi, köpek için pozitif yönünde biraz daha fazlaysa genellikle o köpeğin daha mutlu bir yaşantı içerisinde olduğunu kabul ediyoruz.

Barınakta ve Islak

Barınakta ve Islak

Yüz ifadeleri…

Tabii ki, yüz ifadeleri önemli ama her ırk için geçerli değil. Çünkü sadece yüz ifadesinden anlamak çok kolay değil. Bazı ırklar poker surat dediğimiz yüz ifadesine sahiptir. Bazı insanların mimiklerinin çok az olması ya da olmaması gibi durumlar köpekler için de mümkün. Tabii ki  köpeğin vücut dili, bakışları, bunların hepsi bize sinyal verebilir.

Köpekler, empati yapabilir mi?

Bizim onların ne hissettiğini anlamamızdan, çok daha kolay onlar için. Çünkü,vücut dili, ruh hali, vücuttaki bir takım hormonel değişiklikler, özellikle strese bağlı olarak bazı algıların farklılaşması köpek için çok daha kolay. Bence, bizim onları vücut dillerinden tarif etmemizden çok daha kolay, onların bizi tarif etmesi.Çünkü o yönde gelişmiş canlılar. Dolayısıyla empati yapmak derken, tabii empati biraz daha insana has bir davranış ama köpeğin bizim ruh halimizi ya da beden değişikliklerimizi anlaması çok zor değil.

Eylemcileri Koruyan Köpek - Eymir

Eylemcileri Koruyan Köpek – Eymir

Aslında, biz üzgünken köpeğin başını kucağımıza koyması, sanki üzülme der gibi. Empatiden bunları kastetmiştim.

Köpeğin tam olarak yapmaya çalıştığı o olmayabilir. Ama insanların bazı nitelendirmeleri var: Köpeğin sizi aşırı koruyucu bir tavır içinde olması, tanıdığı iki insan birbirine yaklaştığında araya girmesi, genellikle kıskançlık olarak nitelendirilir. Aslen kıskançlık insana has bir patolojik davranıştır. Köpeklerde var olan bir şey değildir. Orada köpeğin yapmak istediği yatıştırıcı vücut diliyle, birbirine yaklaşan iki canlının kavga riskini tamponlama çabasıdır.

Ama küsüyorlar…

Küsme de değil, küsme de insansı bir davranış, egoyla ilgili. Deprese olmak olabilir, algılayamıyor olabilir. Algılayamadığı için kendini garanti altına almak, defansif algı geliştirmek , bir çok şey olabilir. Ama küsmek, gıcıklık yapmak, kin tutmak; bunlar insana ait patolojik davranışlar olduğu için köpeklere bunlarla yaklaşmak doğru değil. Şunu söyleyebilirim, burası önemlidir. Örneğin Cesar Millan’ın bir çok olguda köpeği domine edip, köpeği yatırıp; bakın köpek yatıştı, sakin hale geldi demesi gibi, vücut dilini yanlış okuma çok tipiktir. Mesela orada köpeğin aslında ruh hali anksiyetif algıdır. Yani anksiyete nöbeti geçirmesidir.  Yani sık ve yüzeysel solunum yapmak, dilin dışarıda olması, ventilasyonun artması, bunların hepsi  köpeğin anksiyetif algı içerisinde olduğunu gösterir. Ama örneğin Cesar Millan bunu orada okuyamıyor. Bunun insandaki karşılığı, kapınız çalıyor, kim o, polis aç diyor, içeri giriyor, yat diyor ve kelepçeyi takıyor ve siz de kalakalıyorsunuz. İşte köpeğin, Cesar Millan’ın, hepsi için söylemiyorum, bir çok manipülasyonunda düştüğü durum budur.  O yüzden köpek vücut dilini okumak çok kolay bir şey değil. Bazen zannettiğiniz şey olmayabiliyor, köpeğin size vücut diliyle anlatmaya çalıştığı şey. Bu yüzden söylüyorum, köpeğin sizin vücut dilinizi okuması çok daha kolay, sizin onunkini okumanızdan.

Çankaya Belediyesi, sayfasında sizden Türkiye’nin Cesar Millan’ı olarak bahsetmiş…(http://www.cankaya.bel.tr/oku.php?yazi_id=25824)

Hiç dikkat etmedim, görmedim de. Şöyle söyleyeyim, onların kendi yakıştırmaları olmuş. Ben daha çok bilimsel yöntemlere önem veren bir insanım. Cesar Millan ile aynı klasifikasyonda anılmak istemem. Çünkü Cesar Millan bilimsel altyapısı olmayan biri. Zaten yaptığı manipülasyonlardan da anlayabiliyorsunuz. Tüm dünyada, davranışçıların çok doğru bulmadığı manipülasyonlar yapabiliyor. Popülist algıyla şekillenmiş biri. Doğru yaptığı, söylediği şeyler de var ama yanlışları da var.  Bu benim fikrim. Bunu bazen dile getirdiğim zaman, insanlar bunu kıskançlık olarak algılayabiliyorlar. İşte adam ünlü de o yüzden çekemiyor falan diye.  Ben bu şekilde yaklaşmıyorum olguya. Sadece doğruları olduğu gibi yanlışları da olduğunu söylüyorum. Eleştiri sadece benim yaptığım. Ama Cesar Millan gibi anılmak çok doğru değil. Bana bir kaç  televizyon programı teklifi de geldi. Birebir aynı formatta program yapmak; sırf çakma Cesar Millan olarak anılmamak adına kabul etmedim.

cesarmilan

Köpeklerde durum böyle. Peki kedilerde nasıl? Ne zaman eve geç gelsem, yatağın üzerinde bir hediye buluyorum. 

Sizin de stres anında verdiğiniz tepkiler vardır. Kedilerin ve köpeklerin de strese verdikleri değişik tepkiler var. İnsanlar bunu şu şekilde algılayabiliyor: “Beni cezalandırıyor.” Aslında kedinin ya da köpeğin öyle bir derdi yok. Onların yapmaya çalıştığı şey, sizi çağırmak. Yani yalnızlığa tahammülsüzlükle alakası olan bir şey. Bunları, hayvan küçükken, kafasına yerleştirmek gerekiyor. Çünkü normal, dünyevi işlerle uğraşacaksınız; her zaman petinizin yanında olma şansınız yok. Dolayısıyla, küçükken bu kurguyu kediye veya köpeğe algılatmak gerekiyor.

Hamilelik döneminde, insanların kedilerini ve köpeklerini evden atmaları konusunda düşünceleriniz…

Bu sadece, Türkiye’de olan bir şey. Sadece Türkiye değil de, pet kavramı gelişmemiş ülkelerde olan bir şey. Avrupa’da ya da Amerika’da, Kanada’da, yani pet kültürünün geliştiği ülkelerde, hiçbir zaman, hiç bir doktorun ağzından böyle birşey duyamazsınız. Hiçbir pet sahibi de gebe kaldım diye toksoplazma ya da ekinokok riskine karşı hayvanını evden uzaklaştırmaz. Çok yanlış bir bakış açısı, gebelik sürecinde evcil hayvanın evde olmaması gerektiği düşüncesi. Köpekler, özellikle veteriner kontrolünde olan kendi köpeğinizden bir hastalık alma ihtimaliniz, evinize ziyarete gelen bir insandan hastalık alma ihtimalinizden çok çok daha düşük. Artı, köpekle yetişen çocukların zaten psikolojik anlamda ne kadar olumlu etkiler altında kaldığını hepimiz biliyoruz;  bunun yanısıra da  köpekle birlikte büyüyen çocuğun immün sistemi kuvvetli olur. Çünkü köpek, çocucuğu eser miktarda mikropla tanıştırır; buna bağlı olarak da çocuk, sağlam bir bağışıklık sistemine, allerjenlere karşı da sağlam bir organizmaya sahip olur. Örneğin, ben hiç bir allerjik reaksiyona sahip bir insan değilim. Neden? Çünkü küçüklüğümden beri hep hayvanlarla iç içe yaşadım. Bizim çocukluğumuzda, sokakta büyüdüğümüz için hiç allerjik bir arkadaş hatırlamıyorum; ama şimdi bakın çocukların neredeyse üçte ikisi herhangi bir allerjene karşı reaktif bünyeye sahip.

Ekinokok, esasen inekten ya da çiğ etten ya da rüzgar sebebiyle bodur bitkilerden geçebiliyor. Peki toksoplazma, kedinin tüyünü yutarsan, o da ciğere gider, toksoplazma olur miti hakkında neler söyleyeceksiniz?

Yok. Bu parazitinin kendisinin gelmesiyle ilgili olan bir şey, tüyden değil, tüydeki yumurtadan vs bulaşabilir. Ama toksoplazmayı alabileceğiniz çok daha farklı yerler var. Sadece beslediğiniz hayvandan bunu alacaksınız diye bir kaide yok. Zaten gebe kalan kişilere otomatik olarak toksoplazma testi yapılır. Size bir örnek vereyim: Bir veteriner arkadaşımız var. Yaklaşık 27 yıldır klinik sahibi olan biri ve çocukluğundan itibaren hayvanlarla iç içe yaşamış olan biri. Gebeliğini öğrendiği zaman, bir test yaptırdı. Bu arada, veteriner kliniği sahibi, zaten bir çok hayvanla içli dışlı, bunun yanısıra da kendi evinde tavşan, kuş, kedi, köpek barındıran biri olduğu için söylüyorum. Toksoplazma negatif çıktı, yani vücudu toksoplazmayla hiç tanışmamış. Yani,  beslediğiniz hayvandan alacaksınız diye bir kaide yok.

master of puppies :)

master of puppies 🙂

Küçük kedilerin dışkısı 24 saat içerisinde atılmazsa, toksoplazma bulaşabilir diye okumuştum, tabii hayvanda varsa…

Yok, bunlar çok ampirik yaklaşımlar.Düzenli veteriner hekim kontrolleri yapılan hayvanlardan hastalık alma ihtimaliniz, metroya bindiğinizde hastalık kapma ihtimalinizden çok daha düşük.

Avrupa ülkelerinde hayvan kontrol süreci nasıl gelişmiş? Tüm Avrupa ülkeleri biribiryle aynı mı, örneğin Romanya’da Avrupa ülkesi, orada işler berbat durumda.

Avrupa ülkelerinin kendi içlerinde farklı uygulamaları var. Günümüze kadar, nasıl geldikleri farklı uygulamalarla kendini gösteriyor. Şu anda Avrupa’nın gelişmiş ülkelerine baktığımız zaman, sokakta başıboş hayvan göremezsiniz..

Kediler var…

Kedilerin de çoğu sahipli kedilerdir ya da kontrolü yapılan kedilerdir. Tabii ki, bu hale gelmeleri bir çok hayvanı öldürmeleriyle mümkün oldu. O nedenle, şu anki durumlarına bakarak, onları çağdaş algılamak çok doğru değil. Geçmişlerini incelemek gerekiyor. Ama biliyorsunuz ki,  onlar da bir takım hatalar yaparak, belirli bir refah seviyesine ulaştılar ama bu hataları yapmadan da aynı refah seviyesine ulaşma ihtimalini yeni anladılar. Biz de işin bu kısmıyla ilgilenmeliyiz. İşte, kısırlaştır-aşıla ve hayvanların doğal döngüleri içinde seleksiyona uğramalarını sağlama gibi önlemlerle, yapılacak olan projelerle, sokak hayvanları ile ilgili projeler üretilebiliyor. Sokaklarda hayvanların bir problem olması elimine edilebiliyor.

Kısırlaştır-Aşıla-Yaşat projesine benim çevremde de büyük destek var. Ancak yine de bazı insanlar, Almanya’da köpek mi var, niye uğraşıyoruz ki zehirle gitsin mantığındalar. Onlar yapmış, biz niye yapmayalım diyorlar. Onların yaptığının şu anda kendileri tarafından da yanlış kabul edildiği yönünde bir algıya sahip değiller.

Çünkü bilmiyorlar. Bugünü gördükleri için böyle bir algı içerisindeler. Avrupa, Amerika ve Kanada yani gelişmiş ülkelerden örnek alırken doğru şeyleri örneklemek gerekiyor. Geçmişte yaptıkları hataları bizim tekrarlamamız gibi bir durum söz konusu değil. Biz de hayvanları öldüreceğiz ve böyle kontrollerini sağlayacağız; demek doğru bir uygulama değil. O yüzden asla, kabul ettiğim birşey değil. Doğru proje yapıldığı zaman ve insanlar özellikle hayvan edinmede barınaklara, sokak hayvanlarına yönlendirildiği zaman ; Avrupa bunu çok iyi halletmiş durumdadır;ırk spesifik davranış minimumdadır, ırk sahibi insanlar tabii ki vardır ama köpek edinmedeki amaç dostluktur; bu tip problemler önlenebiliyor.

Ankara’da Çankaya haricinde Kısırlaştır-Aşıla-Yaşat projesini uygulayan başka bir belediye var mı?

Çiğdem Mahallesi_ Kısırlaştır-Aşıla-Yaşat Projesi

Çiğdem Mahallesi_ Kısırlaştır-Aşıla-Yaşat Projesi

Var. Şimdi, Büyükşehir Belediyesi’nin  ciddi büyük ve komplike bir projesi var. Hem büyükşehirin hem de Çankaya Belediyesinin sokak hayvanları ve rehabilitasyonu ve projelendirmesi konusunda danışmanlığını yapıyorum. Ben, sokak hayvanı problemi olarak anılmasını istemiyorum. Bunu problem olarak gördüğümüz zaman, problemi ekarte etmede en kısa yolları ararız. İşte, böyle algılanmaması gerekiyor. Böyle algılanmaması yolunda da algılar ve stratejiler şekillendirmeye çalışıyoruz. Şimdi, Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri’nin başına Şafak Hanım getirildi. Kendisi, çok ciddi bir hayvansever. Eminim, projelere çok faydası olacaktır.

Komplike projenin içerisinde kısırlaştırma haricinde neler var?

Bir çok şey var. İlerleyen günlerde göreceksiniz. Hayvanların beslenmesi, beslenme odaklarının oluşturulması, bakıma muhtaç olanların, çok yaşlı olanların yani sokakta idame edemeyecek olanların barındırılmasına yönelik bir projeleri var. Çok da uzun sürede geçmeyecek. Yurt dışı bağlantılı bir proje, barınak örneklemesi yapılacak. Barınak derken, istifleme değil. Zaten istifleme doğru birşey değil.

Büyükşehir barınak yapacak mı?

Evet, öyle bir projeleri var.

Türkiye’de yurt dışındaki iyi barınaklarla beraber çalışan barınaklar var mı?

Var. Özel projeleri birlikte yürüten, özellikle Bridget Bardot Vakfıyla birlikte hibe projeler yapan barınaklar var. Fakat, sıkıntı şurada; hayvan severlerin ve sivil toplum kuruluşlarının çok düzenli hareket etmesi ve birbirine yakın davranması gerekiyor. Ama maalesef kendi içlerinde çok problem yaşadıkları için, bazen kendi aralarında münakaşa ettiklerinde hayvanlar nasiplerini alamıyorlar.

Köpekler, kendi aralarında nasıl iletişim kuruyorlar?

Köpeklerde vücut dili, özellikle anal bölgelerden yayılan kokular, koku alma olgusunun netliğiyle tanışma şekilleniyor. Köpekler, birbirleriyle sesli olarak da, vücut dillerini okuyarak da anlaşabiliyorlar. Bizim aksimize vücut dillerini çok iyi kullanırlar. Zaten evde beslediğiniz zaman da, sizin için anlam ifade etmeyen şeyler, köpekler için sinyal olabiliyor. Köpekler, vücut dilini doğru okudukları için, eğitimli köpekler hipoglisemik, şeker hastası insanların, epilepsisi olan insanların kriz geçireceğini, kriz geçirmeden anlayabiliyorlar. Kişi kriz geçireceği zaman, siz farkına varmadan vücudunuzda kimyasal değişiklikler oluyor. Buna bağlı olarak koku, mimik farklılıkları oluşmaya başladığında, köpek sizi havlayarak uyarıyor. Böylece, birazdan kriz geçireceğini anlayan kişi, yumuşak, güvenli bir yere oturuyor ve travmasız kriz geçiriyor. Epilepsi hastalarında kriz esnasında, şuur kapandığı, kontrol olmadığı için travmatize olma ihtimali çok yüksek. Düşüp, kafayı vurma, beyin kanaması geçirme gibi, köpek bu uyarıyı verdiğinde güvenli bir ortamda kriz geçiriyor.

Köpek saldırılarında, insanların yaptığı ortak yanlışlar nelerdir?

Saldırı demek doğru değil. Avlanma dürtüsünün şekillenmesine bağlı ataklar, insan manipülasyon hatalarına bağlı ataklar. Dışarıda yaşadığınızı düşünün. Hiç bir koruma kalkanınız yok; sürekli tetikte olmak zorundasınız. Bu çok ciddi bir stres, sokak hayvanları için. Bu hayvanların çok fazla kötü tecrübeleri var. İnsanlar tarafından itilip kakılıyorlar; bazı insan prototipleri tarafından yakalanmaya çalışıyorlar ve kötü muamele görüyorlar. Köpekler, bu tip olgulara bağlı defansif bazen de ofansif reaksiyonlar geliştirebiliyorlar. Ama Türkiye’de genelde ısırılma ve kovalanma vakalarının altında yatan, avlanma dürtüsünün şekillenmesi; yani insanların kaçma davranışı şekillendirmeleri ve buna bağlı olarak da sürü tetiklenmesi ve sonrasında atak. Ama istatistiksel olarak baktığınızda, günde trafik kazalarında kaç insan ölüyor; kaç defa köpek atağıyla karşılaşıyoruz? Aslında devede kulak bile değil; ama bunlar sansasyonel şeyler. Medyada, bunu çok yanlış bir biçimde körüklüyor.

?????

?????

Bazı durumlarda, belirli bir yerden geçerken köpekler havlamaya başlıyorlar. O belirli yerin sınırından çıkınca da susuyorlar. Aslında çoğu durumda, insanlar havlama sesinin gürültüsünden korkup, donuyor ve belki kaçmaya başlıyor. Niye havlıyorlar ve bu durumda insan nasıl davranmalı?

Şöyle düşünün; biri kapınızı çaldığında kim o dersiniz. Köpeklerin de yaptığı o, kendi bölgelerine bir yabancı geldiğinde kimsin sen, git buradan diye tepki gösteriyorlar. Çok da anormal bir şey değil; insan da bunu yapıyor. Evinize alarm taktırmanız, kapıya gelene kimsin diye sormanız, şüpheli davranış gösteren insanları kontrol etmeniz, köpeklerin yaptığından çok farklı değil.

Bu durumda kalan insan ne yapacak? Yoluna devam mı edecek, duracak mı?

Yoluna devam edecek. Durmak çok yanlış, köpeklerin daha fazla odaklanmasını sağlar. Köpeklerin daha fazla tetikte olmasına neden olur, onlar için tehlikenin stabil olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla yürüyüşünüze, normal davranışlarınıza devam etmek, çok fazla göz kontağı kurmamak hayvanlarla ve aynı tempoda bölgeden uzaklaşmak. Çünkü onlar, bölgelerinden uzaklaştığınız takdirde kendi bölgelerine dönerler; bir yere kadar sizi takip edip; gittiğinizden emin olduktan sonra dönerler.

Ben, 25 yıldır sokak hayvanlarıyla çalışıyorum, bir kere bile bir sokak köpeği tarafından ıssırılmadım. Binlercesiyle karşılaştım; hiç ıssırılmadım. Ama sahipli köpekler tarafından iki-üç defa ısırıldım.

Sopayla gezme…

Birincisi, sopayla gezme çok çirkin bir görüntü, ikincisi sopayla gezen insanlar, sopayı aktif olarak kullandıkları için, köpekler sopayı tehlike olarak algılayıp daha fazla reaksiyon gösterebiliyorlar. Eğer gerçekten köpekten ciddi olarak endişe duyuyorlarsa, bir takım ultrasonik ses çıkaran objeler var; onları kullanabilirler. Köpek sesten rahatsız olup, ortamdan uzaklaşıyor. Bu tip objeler kullanmak daha medeni, Türkiye’de de var; internetten bulabilirsiniz.

Gazeteyi ele vurmak, pet şişenin içine  taş ya da para koyun, ses çıkarın, kaçarlar…

Her köpekte çalışmaz. Bazı köpeklerde, tıpkı sopa gibi tetikleyici olabilir.

Bu tip olayların daha sık olduğu saatler var mı? Sabahın erken, akşamın geç saatleri gibi…

Köpekler her ne kadar körelmiş avcılık içgüdülerine sahip canlılar olsa da gün içerisindeki devinim köpeklerin yiyecek için araştırma yapması ya da insan içine karışması açısından tehlikeli bir durum. Trafik çok yoğun, çok fazla insan kalabalığı var ve gündüz çöp yok. Dolayısıyla köpekler genellikle avlanma mentalitesine gece girerler. Çöpler de gece çıkıyor. Bu tip olaylara gece daha sık rastlanmasının sebebi köpeklerin avcılık dürtüleri ve beslenme alışkanlıklarıyla ilgili.

“Köpeğe yemek verme, buraya hayvanlar alışıyor, sokağa çıkamıyoruz, saldırıyorlar”, diye sıkça hayvan besleyenlere,bazı kişiler tarafından fiziksel saldırıya varan durumlar yaşatılabiliyor. Halbuki, yemek yiyen, karnı tok hayvanın uysallaştığını ve saldırı vakalarının da buna bağlı azaldığını düşünüyorum. Kaldı ki, hayvanlar orada zaten varlar; onlar orada oldukları için insanlar o bölgeye artık yemeklerini bırakıyorlar. Bu durumun doğrusu nedir?

Beslenme odaklarının doğru yerlerde oluşturulması gerekiyor. Köpeklerden şikayet eden insanların olduğu bölgelerde beslenme odağı oluşturmak çok doğru değil. Beslenme odaklarının köpekler için güvenli yerlerde, cadde kenarı olmayan yerlerde olması gerekiyor. Ki beslemekte hiç bir anormallik yok, beslenme odakları var diye atak geliştirildiğini bugüne kadar hiç duymadım. Zaten hayvanlar o bölgede yaşıyorlar, sadece beslenme saatinde çoğunu bir arada görüyorsunuz. İnsanları da bu rahatsız ediyor, anladığım kadarıyla.

Köpekler kaç farklı kokuyu alabiliyorlar, insanla karşılaştırılabilir mi?

Hiç karşılaştırılacak şeyler değil. Bizim koku almamız, onların koku almasının yanında komik kalıyor. Bir köpek, bir tencerenin içerisinde pişen pırasa, pirinç, diğer sebzeler, et gibi tüm malzemelerin kokusunu aynı anda ayırdedebilir. Ve çok uzaklardan alabilir. Vomeronasal organları çok gelişmiş, kokuyla yaşayan canlılar. Mesela görmeleri o kadar iyi değildir, odaklanmaları iyidir. Genelde amorf algıları vardır, görme konusunda. Siyah-beyaz görüyorlar demek doğru değil. İnsanlar kadar iyi görmezler; koni, çomak hücrelerin sayısıyla ilgili. Hareket algıları çok iyidir; geçmişlerinde avcı oldukları için. Siz bir yere bakarken, yandan sıçrayan çekirgeyi fark etmezsiniz; ama köpek onu fark eder.  Siz de yerdeki yazıyı okuyabilirsiniz; köpek onu net algılayamayabilir.

Oyuncak seçimlerinde, hangi renkler tercih edilmeli? Kedilerin mavi-yeşil ve aradaki renkleri algıladığını ama kırmızıyı algılamadığını okumuştum.

Aslında, kırmızı dediğiniz de kırmızı hariç her renk.O tip şeyler, insanların gözüne hitap ediyor. Pet sahipleri, oyuncak kararlarını kendileri verdiği için, insanların görsel algılarına yönelik üretiliyor, oyuncaklar.

Tabletlerde hayvanların oynayabileceği oyunlar var. Tablete oyun geliştiren biri için köpeklerin ve kedilerin algıladıkları renkler önemli olabilir. Siyah-kırmızı renklere sahip bir oyunda, hayvan hepsini siyah algılıyor olabilir.

Hareketi algılar. Avcılık dürtülenmesi hareketle ilgili bir şey. Renk daha çok böcekler için önemli bir olgu.

Köpek davranış uzmanlarının yetiştirilmesine yönelik programlar var mı?

Senelerdir uyguladığımız eğitmen yetiştirme programları var. Bir takım arkadaşlarla yürüttüğümüz seminer programları var. Özel öğrencilerim var. Bizim eğitimde istediğimiz, bilimsel ve davranışsal yaklaşım; köpeğin davranışını bilerek yaklaşmak, her köpeğin aynı şekilde eğitilemeyeceği, bir köpeğin eğitimine nasıl yaklaşılması gerektiği, eğitim için  ekipmanların doğru kullanılması gibi bir çok şeyi doğru algılamaları ve doğru hareket etmeleri, bütün teorilere ve sistemlere açık olmaları, hepsini öğrenmeleri. Yani bir sistem üzerinden gitmek değil de çünkü tıpkı insan eğitiminde, eğitim modellerinin sürekli değişmesi gibi, köpek eğitiminde de değişiyor. Bütün davranışsal  yaklaşımı içeren eğitim modellerini kafalarında şekillendirmek; bir modelin doğruluğu, diğerlerinin kötü olduğu anlamına gelmiyor; ama mümkün olduğunca arkadaş canlısı olmayan ekipmanları kullanmamaları şeklinde ben yetiştiriyorum. Elektirikli tasma vs gibi ekipmanları ben kullanmıyorum; ama bunları kullananlar da var. Yurt dışında yapılmış bir takım çalışmalar var, bu ekipmanların köpeklerdeki stres hormonlarını ne kadar tetikleyip, ne kadar tetiklemediği konusunda. Ben taraftar değilim.

Burada, negatif pekiştirme kullanılmıyor, değil mi? Negatif pekiştirme diyince aklımda sirkler canlanıyor.

Sirkler bambaşka birşey. Evcilleşmiş bir canlıyla iletişim kurmakla,  vahşi olgularla harmonize olmuş bir hayvanla çalışmak arasında çok ciddi farklar var. Sirk saçma birşey zaten; hayvanat bahçesi ne kadar saçmaysa sirkler de o kadar saçma. Biliyorsunuz, sirklerde vahşi hayvanlarla diyalog kurmak tamamen baskılama ve negatif algı üzerine kurgulu. Ki bunların patlamalarını internette görebiliyorsunuz; aslanın terbiyecisine saldırması gibi. Çok baskı altında tutuldukları çok belli; zaten başka bir yöntem uygulayamazlar. Dolayısıyla, bunlar bizim uyguladığımız şeyler değil.

Sirke ait değiller ! @blackjaguarwhitetiger @mars4short

Sirke ait değiller ! @blackjaguarwhitetiger @mars4short

Fakat, hayat pozitif ve negatif dengesiyle var olan birşey.Tüm canlılar için. Negatif olmadan pozitif, pozitif olmadan negatif var olamaz.  Pozitif köpek eğitmeni dediğimiz zaman, köpeğinizi sürekli öpüp okşayıp, yerlerde yuvarlanıyorsunuz anlamına gelmiyor. Şartlandırmaların pozitif yapılmasından bahsediyoruz. Tabii ki biz de bunu yapıyoruz. Ama pozitif köpek eğitmeni diye bir adlandırma olmaması gerekiyor.Bu fark yaratma adına söylenen birşey. Ben, pozitif köpek eğitmeniyim diye kendimi adlandırmıyorsam, negatif yapıyorum anlamına gelmiyor. Negatifi nasıl verdiğiniz, nasıl uyguladığınız da çok önemli. Pozitif köpek eğitmeni olan birinin kullandığı ekipman negatif olabilir ya da farkına varmadan yaptığı davranış negatif olabilir. Yani pozitif köpek eğitmeni, negatif köpek eğitmeni diye birşey yok. En önemli nokta, davranışsal yaklaşım. Bütün köpek eğitmenlerinin, davranış konusunda donanımlı ve eğitimli olması gerekiyor.

Köpeklerin, çocukları algısı nasıl? Boyları kısa, ortalama bir insana göre köpeklerin göz hizasındalar…

Bu da kritik sosyalizasyon döneminde yapılan manipülasyonlarla alakalı bir şey. Türkiye’de bir çok çocuğun köpekle diyaloğu iyi değil; bunun sebebi de ebeveynler. Bu yüzden, ben belediyelerle çalışırken ilk öğretim okullarına ağırlık vermeye çalışıyorum. Köpekle gitmek, onları köpekle tanıştırmak anlamında. Biz de maalesef, çocuklara köpek gördüklerine kaçmaları yönünde bir tetikleme var. Çocuklar da bu tetiklemenin etkisinde kalarak, köpek gördüklerinde kaçma ve korkma davranışı şekillendirdikleri ve yetişkin insan prototipinin dışında oldukları için; köpekler tarafından av olarak algılanabiliyorlar. Ama doğru şekilde eğitildikleri ve doğru vücut dilini öğrendikleri zaman böyle sıkıntılarla karşılaşılmaz.

Sokakta anne ve çocuk yürürlerken, anne karşıda yürümekte olan köpekten korkuyor. Çocuğu kucağına alıyor, omzuna çıkarıyor. Bu durumda, yapması gereken doğru davranış nedir?

Kucağa almak, omza çıkarmak çok yanlış bir hareket, daha fazla tetikleyebilir. Aynı şekilde yürüyüşüne devam edecek. Özellikle, kaçma çabası, çığlık atmak bunlar tetikleyici şeyler.

Ama çocuk, köpeğe değil de sokakta gördüğü başka bir nesneyle ilgili çığlık atabilir. Bu çok da kontrol edilemiyor…

Durduk yere çığlık atmakla, korkuya bağlı çığlık atmanın farkını, köpekler net şekilde fark eder. Benim çok fazla yabancı müşterim var; bir tanesinin çocuğunun köpekten korkup çığlık attığını görmedim.

Köpek davranışları konusunda, siz kimleri takip ediyorsunuz?

Raymond ve Lorna Coppinger, Konrad Lorenz, Bruce Fogle, Esther Schalke ve diğer davranışçıları takip ediyorum. Çok fazla literatür takip ediyorum. Bu birini kendime örnek almak değil, hepsinin fikrini okumak şeklinde.Yurt dışında yayınlanan dergileri takip ediyorum. Vet Info,  Animal Behaviour, Veterinary Medical Research gibi dergileri okuyorum. Her sene, dünya iş köpekleri konferansı oluyor. Kongreleri takip ediyorum; çünkü bu kongrelerde çok iyi sunumlar oluyor. Esther Schalke’nin köpeklerde stres bozuklukları üzerine yaptığı çalışmalar çok başarılı. Genellikle, Yasemin’le paslaşırız bu konularda. O literatürü çok iyi takip eder. Benim ilgileneceğimi düşündüğü makaleleri de gönderir.

Benim yeni yapılandırdığım bir çalışma var. Onu, Yasemin’le ya Dünya İş Köpekleri konferansında ya da Belçika’da sunacağız.

Ne hakkında?

Yine köpek davranışları konusunda. Daha önce çalışılmamış bir konu. Kendi rehabilitasyon bulgularımdan çıkarttığım bir şey. O konu için Yasemin’le bir araya geleceğiz. Enteresan bir olgu tespit ettim; bunu çok açıklamak istemiyorum. Bunun üzerine bir sunum, makale yok; benim de tesadüfen rehabilitasyon dosyalarını gözden geçirirken fark ettiğim bir şey. Köpeklerin eğitilebilirlikle, dürtülenmeye bağlı davranışlarının ters korelasyonlu olduğu bilinen bir şeydir. Bunu işaret eden bir olguyla karşılaştım. Onun sunumunu yapacağız. Bunu maalesef dile getirmiyorum, çünkü daha önce bir projemi dile getirdiğim kişi, bir televizyon programında o projenin kendisine ait olduğunu beyan etti. Bilimsel çalışma yapma peşindeyim, sansasyon peşinde değilim. Alet edilmesini istemiyorum, benim görmek istediğim şey davranışçıların ve bilim insanlarının ne düşünecekleri; yeni bir şey mi, yoksa onların kafasında var olan bir şey mi, bana geri dönüşleri ne olacak.

Kızım

Kızım

Yurt dışında örnek alınabilecek barınaklar var mı?

Var, tabii. Amerika’da Utah’da var. İsmini tam hatırlamıyorum ama Utah … Sanctuary olması lazım. ( BP: http://bestfriends.org/ )

Amerika’da Asilomar diye bir sistem var. Tüm barınaklardan ötenazi, hayvana şiddet, sahiplendirme vs istatistiklerini topluyorlar. Amaç, ötenaziyi ortadan kaldırmak. Türkiye’de böyle bir sistem var mı? Bir barınakta anlık olarak kaç köpek olduğu tespit edilebiliyor mu?

Edilemiyor. Çünkü çok ciddi devinim var. İkincisi, barınaklar kendi problemlerini aşabilecek durumda olmadıkları için aralarında bir network yok. Ama çok kolay oluşturulabilir. Sıkıntı şurada, doğru temeller üzerine barınakların oluşturulmaması ve doğru ekiplerin yetiştirilmemesi. Herşey doğru şekilde yapılsa, bu sıkıntılar yaşanmaz.

Ortalama bir barınakta hangi meslek gruplarına ait profesyoneller çalışmalı?

Veteriner hekimler, veteriner teknisyenleri, bakımla ilgili profesyönel algısı olan kişiler, davranışçılar/eğitimciler, dışarıdan danışman ve de tabii ki işletme konusunda bilgili kişiler, ayrıca sivil toplum örgütlerinden insanlarla birlikte çalışmak gerekli.

İnternette “hayvan barınağı yönetimi” eğitim ve kurs programları görüyorum. Türkiye’deki barınaklarda bu eğitimleri almış kişlier var mı? Bu kurslar, çevrimiçi (online) de veriliyor.

Bu eğitimleri almış kişiler yok. Online olunca, köpek eğitimi üzerine de var. O kursları bitirmiş olup da köpek eğitmenliği yapanlar da var. Bu dokunulmadan, bir arada olmadan yapılacak bir şey değil. Tecrübe edilmesi, bir arada olunması gerekli, davranışsal yaklaşım ancak bir arada olmakla, gözlem yapmakla olacak bir şey. İnternet üzerinden olan şeyler son derece ticari. Mesela, Karen Pryor’ın da var.İnternet üzerinden eğitim alıyorsunuz, size belge veriyor. Saçma. Yine girin, takip edin, öğrenin ama görmeden olmaz. Benim kursiyerlerim sabah gelirler, akşama kadar tüm manipülasyonlara şahit olurlar ve kendileri yaparlar.

Tabii, nasıl ki tıp fakültesinin çevrimiçi modeli olmaz, köpek davranışının da olmamalı. Ama temel işletme mantığı, gelen-giden köpek kaydının tutulması, ilaç envanteri gibi işler internet üzerinden de öğrenilebilir.

Tabii, zaten bunu yapan programlar var. Bu programları öğrenen biri bu işleri yapabilir.

Son olarak, kedileri sorayım…

Do I ever care?

What?

Kediler, kedi davranışlarının rehabilitasyonu üzerine de çalışmalarım var. Buraya kedi almıyorum; ama kendi kedim var. Kedi davranışları, köpek davranışları kadar karmaşık değil. Genelde benzer davranış problemlerini gösteriyorlar. Bunların eliminasyonu yönünde, çalışmalar yapıyorum. Tuvalet alışkanlığının oluşturulması, yanlış yerlere tuvalet yapma, obje parçalama, agresyon, avcılık dürtüsünün yüksekliğine bağlı davranışlar, kedilerde atipik davranışların gelişmesi gibi durumlarla ilgili çalışıyorum.

Çok teşekkür ederim, bir çok şey öğrendim, kolay gelsin.

6 replies »

  1. Sayin Tarkan bey almanyada yaşıyorum ve sene sonu Antalya da yapmış olduğum müstakil Bahçeli evime bir arkadaş bir koruyucu gibi değerli asıllı bir köpek almak istiyorum tabiki genel eğitimi sizlerin tarafında verilmiş olmasi gerek düşüncem mallinios belek kurdu , bana nasıl yardımcı olabilirsiniz . Sizler hakkında Internet üzerinden çok iyi eğitim lerini izledim ve ceza millan i da takip ediyorum tsk cevap verirseniz sevinirim .Ankaraya gelmek sorun degil.

    Beğen

  2. Tarkan bey bu konuda uzman,kısa zaman önce tanıştım köpeğime eğitim veriyor.Ömrünü hayvanlara adamış bir insan olarak görüyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s