Kedili Kitap

Çocuklar ve Hayvanlar : Merak ve Acı Ortakları

Çocuklar ve Hayvanlar : Merak ve Acı Ortakları

“Bizlerin hayvanlar hakkında daha farklı-, bilgece ve derin kavramlara ihtiyacımız var. Evrensel doğaya uzakta ve karmaşık bir yapaylığın içinde yaşayan günümüz insanı canlıları kendi bilgisinin fanusundan araştırıyor. Bu nedenle, tüm resmi bozuk ve mercek tutulmuş gibi görüyor. Hayvanları bizden aşağı oldukları için küçük görüyor, üzerlerinde hakimiyet kuruyoruz. Yine büyük bir hata içindeyiz. Hayvanlar, insanlar tarafından değerlendirilmemeli. Bizimkinden daha eski ve bütün bir dünya içinde, onlar bizden daha bütün, bizim kaybettiğimiz ya da hiç sahip olmadığımız duyularla donatılmışlar; bizlerin duyma kabiliyetine sahip olmadığımız seslerle yaşamaktalar. Onlar bizim kardeşlerimiz değiller; astımız değiller. Onlar, bizim yaşamımız ve zamanımız içine hapsolmuş farklı milletler, dünyanın ihtişamına ve acılarına birlikte mahkum edildiğimiz mapuslardır.” Henry Beston

Beston’ın (1928/1992, s. 24-25 ) hayvanlarla ve hayvanlarla insanlar arasındaki bağ arasındaki saygılı görüşünün aksine, bugünkü gazeteler tam aksi yönde başlıklara sahiptir:

  • Tatlı, tüylü ve sevimli bir yaratığı öldürmek. Japonya’da tavşanları kim öldürüyor ? ( Newsweek, Eylül 22, 97)
  • Yetkililer, kediye işkence edip öldüren oğlanları arıyor. (San Diego Union Tribute, 6 Kasım, 95)
  • Ergenler, köpekler ve köpek yavrularını öldürdükleri için ceza aldılar. ( Milwaukee Journal – Sentinel, Mart, 99)
  • Oğlan çocuğu, köpeğe eziyet ettiği için ceza aldı. 13 yaşındaki çocuk, köpeğin gözlerini kesmekten suçlu bulundu. ( Herald Journal,Ocak 4, 2001)
  • Polis, hayvana eziyet suçlamalarını araştırıyor. Ergen bir oğlan, köpeğine önce işkence edip, sonra boğarak öldürmek ve bahçelerine gömmekle suçlanıyor. (Ogden Standard- Examiner, Haziran 23, 1996)
  • Ergen çocuk, evcil hayvan istismarıyla suçlanıyor. Navato şüphelisi, tomurcuklanan bir sosyopat olarak tanımlandı. (Marin Independent Journal, Kasım 29, 1995)

Bu korkunç liste, insanların hayvanlarla bozulan ilişkisinin sadece birkaç örneği. İnsanlık dışı bu uygulamaların zanlıları genellikle çocuklarken ve ergenlerken; bazen aralarında yetişkinleri de oluyor.  Bu olaylar ne kadar yaygın? İnsanları, aile üyesi, arkadaş olarak tanımlanan evcil hayvanlara bunu yapmaya yönelten motivasyon nedir? Hayvanlara eziyet edilmesine neden olan kültürel, sosyal, komşuluk ve aile faktörleri var mıdır? Hayvana eziyet her zaman gelecekte kişiler arasındaki şiddetin habercisi midir? Bu tip eziyetleri önlemek mümkün müdür? Hayvanlara eziyet etmiş çocukları etkin bir şekilde tedavi edebilir miyiz?

Bu kitap, benim sıradan insanlara, hayvanlara kötü muamele ve kişiler arasındaki ilişki hakkında yaptığım profesyonel ve bilimsel çalışmaları aktarmam için hazırlandı. Bu kitap, ebeveynler, öğretmenler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, kanun koyucular, polisler, hayvan refahı çalışanları ve çocuklarla ve ergenlerle ilgilenen herkes için hazırlanmıştır.

Hayvan istismarı asırlardır bilinen bir konu olmasına rağmen, ancak son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, hayvanlara kötü muameleyle genellikle insanlara uygulanan şiddet arasında ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Kişiler arası şiddetin birçok şekli vardır. Genç insanların okullarda maruz kaldıkları kabadayılık ve hakaretler, ev içindeki çocuk istismarları yetişkin eşler arasındaki şiddet, sokaklardaki mahalle kavgaları ve son yıllarda savaş zamanında yaşanan şiddet konuları araştırma konusudur. Ve çok sık olarak bu tip şiddetle, hayvanlara eziyet vakaları arasında ilişki tespit edilmiştir.

Bu konular üzerinde bunca çalışma varken, bilgilerimizi bu çocuklarla ve ergenlerle çalışan yetişkinlere sunmamız gerektiğine karar verdim. Bu çalışmalar, genellikle sıradan insanların okumadığı bilimsel dergilerde yayınlanır. Ancak bu soruların cevaplarının vatandaşlar, sosyal hizmet uzmanları için büyük önemi vardır:

  • “Hayvanlara yönelik zulüm” çok genel / net olmayan bir tabir. Bunla ne kastediyorsunuz?
  • Hayvan istismarı, bütün çocukların, özellikle oğlanların erken çocukluklarında yaşadıkları bir dönem değil midir?
  • “Hayvana yönelik zulüm”, okul öncesi çocuklara özgü bir problem değil mi?
  • Toplumda çocuk istismarı büyük bir problemken, hayvan istismarını dikkate almak bizi “esas” konulardan uzaklaştırmaz mı?
  • Hayvan istismarı, adli kayıtlardan takip edilebilen bir suç değil mi?
  • Ülkemizde eziyet gören kadınlar için olan barınaklardan daha çok hayvan barınağı var.  Hayvan istismarına kaynak ayırmak, bizi ciddi aile içi şiddet vakalarına kaynak ayırmaktan alıkoymaz mı?
  • Hayvanlara şiddet olaylarıyla ilgilenenler, radikal hayvan hakkı savunucuları. Bizlerin kaynaklarımızı, insana yönelik şiddete ayırmamız gerekmez mi?
  • Psikologlar ve psikiyatristler, hayvanlara yönelik şiddet gösteren insanları tedavi etmek için eğitim almıyorlar mı?
  • Hayvanlara yönelik şiddet hayvanseverlerin ve veterinerlerin ilgilendiği bir konu. Veterinerler, hayvan istismarını polise bildirmek zorunda değil mi?
  • Hayvanları istismar eden çocuklar doğru eğitimi ve terbiyeyi almamış çocuklardır. Hayvana eziyetin başka bir nedeni olamaz, değil mi?

Bu soruların, yıllar süren çalışmalar sonucunda net cevaplara kavuştuklarını söylemeyi çok isterdim. Maalesef ki, durum böyle değil. 19. Yy’da ve 20. Yy başlarında, çocukların hayvanlarla ilişkilerini inceleyen birkaç çalışma vardı; ama bu konu 20. Yy’ın sonlarına ve 21. Yy başlarına kadar çocuk psikologlarının ve gelişimle ilgilenen diğer profesyonellerin dikkatini çekmedi.

Bu konunun ihmal edildiğine en güzel örnek, 2000’de yayınlanan “ Nöronlardan Komşulara : Erken Dönem Çocuk Gelişimi Bilimi” ( Shonkoff & Philipps, 2000) kitabıdır. Çocukların erken gelişimiyle ilgili mevcut bilgilerimizle detaylı bir özet sunan ve gelişim konularını geliştiren ya da engelleyen çevresel faktörleri anlatan bu kitap; beyin gelişiminden komşulara , okul başarısının düşmesine ya da genç  şiddetine ilişkin bir çok toplumsal faktör listeler. Ancak indeksinde, “hayvanlar”, “arkadaş hayvanlar” ya da “pet”lerle ilgili bir girdi yoktur. “Anneler”, “babalar”, “büyükanneler”, “büyükbabalar”, “ebeveyneler”, “arkadaşlar” ve “kardeşler” ile ilgili pek çok girdi varken, birçoğumuz için aile üyesi olan “petler”e kitapta yer verilmemiştir.

Bildiğiniz ya da öğreneceğiniz gibi, evcil hayvanlar çocuklar için çok önemlidir. Benim meslek dalım, birkaç istisna dışında hayvanlarla çocukların ilişkisini daha yeni yeni resmen  bilimsel olarak araştırılabilir bir konu olarak görmeye başlamıştır.  İnsan gelişiminde araştırılabilir önemli konuları arayan ben ve meslektaşlarım, belki de Harper’s’ın editörü ve yazar Willie Morris’in çocukluk köpeği ile ilgili yazdığı “ Köpeğim Skip” kitabına dikkatimizi vermeliydik:

“… Tek çocuk olmanın ve sadık, sevgi dolu bir köpeğe sahip olmanın acı-tatlı anlarını hatırlıyorum.  Çocukluğumun tuzaklarında, hayatın zorluklarında , tehlikelerinde; Yaşlı Skip’İn sevgisi ve sadakati hatıralımın en iyisi. Onun öğrettiği sevgiyi ve sadakati bugün de içimde taşıyorum.” (1996, s. 91)

Sam Keen’in de sözlerine kulak verilmeli ( Shepard, 1996, s. 3)

“Ormanlar, periler ve hobbitler olmasa da muhteşemdir.Hiç kırmızı boyunlu arı kuşu gördünüz mü ?”

Psikolojinin hayvan araştırmalarıyla uzun bir geçmişi vardır. Bu, kısmen hayvanları anlamak; kısmense hayvanlarla insanlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları değerlendirmek içindir. Son tümleçteki ifadeye “karşılaştırmalı psikoloji” denmektedir. Gelişimsel psikoloji, hayvanların daha kısa ve hızlı gelişim süreçleri olduğu için hayvanlarla ilgilenmektedir. Çocuk gelişimini körelten ya da geliştiren birçok faktörü hayvan araştırmalarından biliyoruz. “Doğum öncesi gelişim”, “doğum öncesi gelişimi etkileyen maddeler”, “gelişen beyin üzerinde uyaranların olduğu çevrenin etkisi”, “görüşün gelişmesi için ışık patternleri”, “erken yaşlarda sosyal uyarııların etkisi” , “sosyal gelişimde yaşıtların önemi” bu araştırmaların bazılarıdır. Belki, gelişimsel psikoloji alanında çalışanlar, biyoloji ve ekoloji alanında “ çocukluk coğrafyası” ile ilgili çalışan meslektaşlarına biraz daha ilgi göstermelidir. Çocukluk coğrafyası, çocukların  doğayla, çevrelerinde etrafındaki canlı ve cansız nesnelerle ilişkileriyle yaşamlarının nasıl zenginleştiğini çalışmaktadır. (Kahn ve Kellert, 1994)

Bilimsel Merak: Gelişimsel psikoloji ve ilgili disiplinler, petlerin ve diğer hayvanların çocukların hayatları üzerindeki etkilerini araştırmayı görmezden geldiler. Aynı şey, çocukların hayvanlara karşı kaba, zalim ve istismarcı olduğu durumlar için de geçerlidir. Ancak, sosyoloji alanında yapılmış dikkat çekici araştırmalar mevcuttur.

1944’te, James H. S. Bossard “ Köpek Sahipliğinin Akla Faydası ( The Mental Hygiene of Owning a Dog”  başlıklı bir makale yayınlamıştır. Makalede, evcil hayvanların aile hayatında, özellikle çocukların hayatında ve aile bireylerinin ruhsal sağlıklarında önemli bir rolü olduğu belirtilmiştir. (Bossard, 1944, s. 408). Evde beslenen köpekler özelinde, onlara sahip olmanın aşağıdaki faydalarını sıralamıştır:

  • Köpekler, bizim sevgimizi gösterme ve biriyle birlikte olma ihtiyacımızı karşılamamıza olanak sağlarlar.
  • Köpekler, bizim bireysel ihtiyaçlarımıza yönelik şefkat gösterirler.
  • Köpekler ve insanlar arasında derin ve devamlı bir şefkat vardır.
  • Bir köpeğin bakımını üstlenmek; özellikle çocuklara sorumluluk öğretir.
  • Yavru köpekler, çocukların tuvalet eğitimi için iyi rol-modellerdir.
  • Köpekler, çocukların cinsiyet farklılıkları konusunda eğitimine katkıda bulunur.
  • Çocuklar, yetersiz hissettiklerinde sinirlerini köpeklerden çıkarırlar. ( Bossard’ın bunu tavsiye edip etmediği belli değil ).
  • Köpekler, basit fiziksel süreçlerin insanlar ve hayvanlar için normal olduğunu gösterirler.
  • Köpekler, diğer insanlarla iletişim kurmak için katalizör olabilirler.

Bu makalenin aldığı olumlu tepkiye rağmen ( 14 veteriner dergisinde yayınlanmış, 125 bin kopyası hayvan refahı örgütleri için basılmış, okuyuculardan 1033 mektup almıştır ), altı yıl sonra Bossard, “evcil hayvanların evlerdeki pet rolünün, aile ilişkilerindeki ve ruh sağlığı açısından öneminin, ilgili branşlar tarafından tuhaf bir şekilde gözardı edildiği görülmektedir” şeklinde görül belirtmiştir ( Bossard 1950, s. 385). Bossard ve  Eleanor Boll, petler ve aileler ile ilgili bu görüşe birlikte yazdıkları “ Çocuk Gelişiminin Sosyolojisi” (Bossard ve Boll 1966) kitabında yer vermişlerdir. 1960’ta, yazarlar “ gözle görülür önemine rağmen petlerin aile hayatındaki ve çocuk gelişimindeki rolü, ciddi birçok öğrenci tarafından umursanmamaktadır” diye yazmışlardır ( Alber ve Bulcroft 1988 ‘den alıntılanmıştır). Bu görüşleri, 1988’de Alexa Albert ve Kris Bulcroft “Petler, aileler ve hayatın akışı” isimli makaleyi önemli sosyoloji dergilerinden biri olan “ Evlilik ve Aile Dergisi”’nde yayınladıkları zaman da geçerliydi.

Albert ve Bulcroft, Rhode Island’da yaşayan 320 pet (evcil hayvan ) sahibiyle ve 116 pet sahibi olmayan kişiyle telefon görüşmesi yapmışlardır. Bulgularına göre, ilkokul çağında ya da ergen çocuğu olan ailelerde pet sahipliği oranı daha yüksektir. Bossard’ın da bahsettiği gibi, bu ailelerden %94’ü, çocukları için petlerin önemli rolü olduğunu düşünmekte; pet sahiplerinin %87’si petleri aile üyesi olarak görmektedir. Daha yakın bir tarihte, Daniel Eckstein ev içinde petlerin rolünün aileler tarafından değerlendirilebileceği bir anket geliştirmiştir. Bu anket, hangi petlerin ne derece aile üyesi kabul edildiği, sahiplerinin petlere ne kadar  hakimiyet ve kontrol uyguladıkları, aile üyeleri ve petler arasındaki karşılıklı sevginin derecesi gibi kriterleri ölçmektedir. (Eckstein 2000)

Bu araştırmadan birkaç sene önce , Jack C. Horn ve Jeff Meer Psychology Today dergisinin 13 bin okuyucusuyla yapılan bir araştırmanın sonuçlarını yayınladılar ( Horn ve Meer 1984). Konuştukları kişilerin %89’u, halihazırda pet sahibi olmasalar da çocukluklarında pet sahibi olduklarını ifade etmişlerdir. Neredeyse herkes, katılımcıların %97’si petlerin çocuklar için iyi olduğunu belirtmişlerdir. Horn’a ve Meer’e göre, pet sahibi olmanın bu derecede iyi bir şey olarak görülmesinin nedenleri, petlerin keyif vermesi ve arkadaşlık sağlaması; aynı zamanda sorumluluk ve nezaketi öğretmeleridir. Metinde, petlerin insanların hayatlarını nasıl zenginleştirdiğine dair örnekler vardır –  sorunlu evliliklerde huzur sağlamasından, aile bireyleri arasında keyifli geçirilen zamanların artışına kadar.

Petler, aynı zamanda insan bakıcılarına birçok sorumluluk da yükler. Birçok ebeveyn, aileye bir pet dahil edileceği zaman bunun maliyetlerinin ve yükümlülüklerinin olacağının bilincindedir. PEt sahibi olan 10 yaşındaki çocukların aileleriyle yapılan bir çalışmada, Alaisdair Macdonald, köpek sahibi olmakla ilgili ebeveynlerin çeşitli kaygılar dile getirdiklerini raporlamıştır. Bunların bazıları köpeğin kaybolmasının ya da ölümünün aile üyeleri üzerindeki etkisi, köpeğin komşulara rahatsızlık vermesi, köpeğin çocuğu yaralaması, çocuğun köpeğe yanlış davranması ve köpeğin başkalarının malına zarar vermesidir (Macdonald 1981). Çocuklar da petlerin neşe kaynağı oldukları kadar zorlukları olduğunun da farkındadırlar (Brynt 1990).

Bizler genelde hayvan sahibi olmanın insanlara duygusal ve ruhsal fayda sağladığını düşünürüz. Fakat bazı çalışmalar, hayvan sahipliği ve fiziksel sağlık konusunda ilişki bulmuşlardır. Bu çalışmaların çoğu yetişkinlerle ilgilidir. Çalışmaların güvenilirliği ve doğası araştırılmaya devam etmektedir (Allen 2003, Friedman Thomas 1998, Heady 1999, Parslow & Jorm 2003, Johnson & Peterson 2002).

Evcil hayvanlara (pet) sosyolojinin ilgi göstermesine bir başka örnekse 1985’te Marvin B. Sussman tarafından düzenlenen Evcil Hayvanlar ve Aile (Pets and Family) isimli kitaptır (Sussman 1985). Bu kitapta, daha önce Marriage and Family ( Evlilik ve Aile ) dergisinde yayınlanan makaleler yer almaktadır. Bu makaleler, yaşadığımız dönemde evcil hayvan konusunun sosyolojinin ilgi alanlarından biri olacağının göstergesidir. Kitapta çocukluk döneminde hayvanlara uygulanan şiddetin hastalık belirtisi olduğu vurgulanmakta ve konu çocuk gelişimi açısından değerlendirilmektedir.

Daha sonra değineceğim gibi “gelişimsel psikoloji” , genç insanlar ve hayvan istismarı konusunu araştırmayı ihmal etmiştir. Bu şaşırtıcıdır; çünkü son üç asırdır filozoflar ve beşeri bilimlerle ilgilenen diğer araştırmacılar bu konuya dikkat çeken yayınlar yapmışlardır.

Hayvan Refahı ve İnsan Refahı: 1824’te,İngiliz hayvan hakları savunucusu Lewis Gompertz hayvan istismarı ve insana yönelik şiddet arasındaki ilişki hakkında ilk yayınlardan biri olan “İnsanların ve Hayvanların Durumu Üzerine Ahlaki Sorgulamalar … Hayvanlara Uygulanan Şiddet Suçları Üzerine…”yi yayınlamıştır. Aynı yıl, Gompertz  “Hayvanlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi için Kraliyet Topluluğu” (Royal Society for the Prevention of Cruelty to Animals – RSPCA ) kurulmasına yardım etmiştir (Gompertz 1997). Gompertz kitabında çocuklara kötü muamele, aile içi şiddet konularına dikkat çekerek; kölelerin efendilerinden, kadınların kocalarından gördükleri “hastalıklı davranışlara” isyan etmiştir.

A.B.D’deyse, 1866 yılında New York’lu Henry Bergh tarafından RSPCA model alınarak “Hayvanlara Eziyetin Önlenmesi için Amerikan Topluluğu” (ASPCA) kurulmuştur. 1868 yılındaysa benzer bir örgüt Boston’lu George T. Angell tarafından kurulmuştur. Örgütün ismi, “Hayvanlara Eziyetin Önlenmesi için Massachusetts Topluluğu”  (MSPCA) dur. Hayvanlara yönelik zulümle ilgili yasalar aslında bu örgütler kurulmadan çok önce de vardı. Hayvana zulümle ilgili maddeler, 1640 Massachusetts Body of Liberties’de, 1829 New York eyalet yasasında, 1834 Massachusetts eyalet yasasında yer alır (Shultz 1924/1968).

ASPCA’in ilgi odağı hayvan refahı olsa da (ör: New York sokaklarında bolca görülen iş atlarına yönelik muamele, kesim hayvanlarının nakliyesi vb.) iki olay, 21.yy’da olduğu gibi hayvan ve insan refahı konusunda çalışanları bir araya getirdi.

Emily Thompson Vakası: 1871’de bir kadın ASPCA başkanı Bergh’e, 8 yaşında öksüz bir kız olan Emily Thompson’ın üvey annesi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakıldığı gerekçesiyle bir dilekçe verdi .E. A. Shelman ve S. Lazoritz (2000) tarafından belirtildiği üzere Bergh çocuğun evine müfettişler gönderdi. Müfettişler, çocuktaki yaralanmaları doğruladılar ve istismara tanık olan komşuların ifadelerini aldılar. Mahkeme çocuğun evden alınmasına, üvey annesinin tutuklanmasına karar verdiyse de Emily gördüğü şiddetle ilgili ifadesini geri çekince işlemler durduruldu. Unutmayın ki, Emily kimsesiz bir çocuktu; kendisiyle ilgilenen tanıdığı tek kişiyse üvey annesiydi. Berg ve ASPCA istememesine rağmen Emily istismarcısına döndü. Bir hayvan refahı örgütünün, bir çocuğa yardım etmek için yaptığı bu girişim başarısız görülebilir. Neyse ki, Emily’nin davasının geniş kitlelerce duyulması çocuğun büyükannesine ulaşılmasını sağladı. Emily’nin yaşadığından o zamana kadar haberi olmayan büyükanne ve çocuk birbirlerine kavuştular. Bu olay, Bergh’in yardımsever hayvan refahı örgütünün çalışma kapsamının genişletilmesi gerektiğine dair düşüncelerini doğrulamış oldu.

Mary Ellen Wilson Vakası: Emily Thompson olayından yaklaşık 3 yıl sonra Bergh ve ASPCA risk altında olan bir başka çocuk vakasında yer aldılar. Lela B. Costin (1991), Bergh’in başlangıçta bir insan refahı sorununda rol oynamaya çekimser baktığını iddia eder. Örgütün odağı, insan olmayan canlıların refahıdır. Bu olay, o zamanki çocuk refahı örgütlerinin kendi evlerinde istismara uğrayan çocukları kurtarmak ve yardım etmekte etkin olmadığını göstermektedir.

1874’te, bir kilisede yardıma muhtaç kişilere destek olmak için New York Hell’s Kitchen’da çalışan Etta Wheeler’la, destek olduğu kadınlardan biri konuşmak ister. Bu kadın, Mary Ellen’ı bir yetimhaneden evlat edindiklerini söyleyen Francis ve Mary Connolly çiftine yakın oturmaktadır. Çift, Mary Ellen’ın Francis Connolly’nin evlilik dışı çocuğu olduğunu iddia etmektedir (Shelman & Lazoritz 2000). Connolly ailesinin komşusu, Wheeler’a Mary Ellen’ın aslında 9 yaşında olduğunu ama 5 yaşında gibi göründüğünü, evde sürekli kitli kaldığını ve üvey annesi tarafından dövüldüğünü anlatır. Mary Ellen’ın çığlıkları ve ağlamaları tüm apartmanca duyulmaktadır. Diğer kiracılar da bu ifadeyi doğrularlar. Shelman ve Lazoritz’e göre (2000); ne polis ne de kilise görevlileri çocuğu kurtarmak için müdahale edebilirler. Çünkü şiddet oları evin içinde, kapalı kapılar arkasında gerçekleşmektedir. Eğer Mary Ellen kamuya açık bir yerde şiddet görmüş olsaydı; o zaman zulmedenler şiddet göstermekle suçlanabilirlerdi. Ancak o zamanlarda, ABD’De şiddet olayına direk tanık olmadıkça, bir çocuk ağır şekilde istismar edilse dahi çocuğu evden çıkaracak düzenlemeler yoktu. Ayrıca, insanlar bir çocuğun terbiye edilme yönteminin ailesinin tasarrufunda olduğunu ve devletin aile meselesine karışmaması gerektiğini düşünüyorlardı.

Wheeler, Connolly ailesinin evini, komşularının sağlığını sorma bahanesiyle ziyaret etti. Üvey anne Connolly ve Mary Ellen o sırada evdelerdi. Wheeler, evde deri bir kırbaç olduğunu ve Mary Ellen’ın vücudunda da kırbaç izleri olduğunu gözlemledi.Wheeler, çocuğa yardım etme düşüncesiyle endişeli şekilde evden ayrıldı.Belki Emily Thompson davasını ya da Henry Bergh’in ününü bildiğinden, Henry Bergh’i ziyaret etti. Ona komşuların raporlarını, kendi gözlemlerini aktararak kendisinden yardım istedi. Rivayete göre, Wheeler, çocuğun da hayvanlar aleminin bir üyesi olduğunu; bu nedenle korunmayı hak ettiğini Bergh’e söylemiştir (Costin 1991). Bergh kişisel olarak yardım edeceğini, ancak ASPCA’in resmen yer almayacağını söyledi. ASPCA’in avukatı Elbridge Gerry’ye danışılarak Connolly’lerin binasına apartman hakkında bilgi toplama bahanesiyle müfettiş gönderildi. Müfettiş, Mary Ellen’ın durumunu Bergh’e ve Gerry’ye raporladı. Gerry, bir yargıcı çocuğun evden alınması için karar vermeye ikna etti. 9 Nisan 1874’te polis Mary Ellen’ı kurtardı. Üvey annesi, şiddet uygulamaktan hüküm giydi. Francis Connolly ise bulunamadı.

Mary Ellen bir yetimhaneye yerleştirildi; sonrasında Etta Wheeler’ın kız kardeşi tarafından evlat edinildi. Mary Ellen yetişkin olunca, üç çocuğu olan ve eşini kaybetmiş biriyle evlendi; çift bir yetim çocuğu evlat edindi ve iki çocukları oldu. Yetişkinliği süresince ailesi ve komşuları tarafından sayılan Mary Ellen 92 yaşında, 30 Ekim 1956’da vefat etti.

Mary Ellen vakası, bizlere bir çocuğun güvenliğini ve refahını gerçek anlamda garanti etmek için tüm toplumun işbirliği yapmasını gerektiğini göstermiştir. Mary Ellen’ın istismar edildiğini söyleyen komşu, Etta Wheeler, bu çocuğa yardım etmek için canını dişine takan Henry Bergh, ASPCA’in olayı araştıran ve çocuğun istismar edildiğini doğrulayan avukat Elbridge Gerry, Mary Ellen’ı onu istismar eden aileden uzaklaştırma kararı alan yargıç, kararı uygulayan polis, çocuğun tehlike altında olduğunu haber yapan basın mensupları, Mary Ellen’ı evlat edinen, onu istismar etmek yerine, koruyup kollayan ailesi- zarar görmüş bu çocuk vatandaşların işbirliği sayesinde kurtarıldı. Ve Mary Ellen’ın yaşamı, istismar edilen çocukların ileride istismar eden yetişkinler olacağına dair şehir efsanelerini geçersiz kılan bir örnek oldu (Lazoritz 1989).

Mary Ellen’ın yaşadıkları, hayvan ve çocuk refahı için çalışan kurumların işbirliğinin başlangıcı olmakla; onun 1874’te kurtuluş hikayesi , “Çocuklara Yönelik Şİddetin Engellenmesi için New York Toplululuğu”’nun kurulmasına neden olmuştur. Topluluğun kurucuları; Bergh, Elbridge Gerry, New York’lu zengin bir işadamı ve çocuk hakları savunucusu John Wright’tır. Aynı yıl, ABD’de ulusal bir örgüt olan American Humane Association (AHA yeni adıyla AH) kurulmuştur. Kuruluşun amacı, özellikle çocuklara ve hayvanlara yönelik zulmün engellenmesi ve yok edilmesidir ( Shultz 1924/1968, s. 49 ). AH’in filmlerde kullanılan hayvanların refahını garanti altına alan çalışmalarından haberdar olabilirsiniz. AH tarafından denetlenen ve hayvan çalıştıran filmlerin kapanışında kurumun ismi geçer. Kitabın yazıldığı sırada, AH, ABD’deki kurumlar arasında, hem hayvan hem çocuk refahına yönelik politika geliştiren, araştırma yapan, halk eğitimi veren tek ulusal örgüttü. 1910’da çalışma kapsamlarına hem çocuk hem hayvan refahını alan 247 yerel veya eyalet çapında çalışan örgüt vardı (Shultz 1924/1968). İstismar edilmiş çocukların ve hayvanların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmaların bir arada yapılması gereğiyle ilgili tohumlar bu şekilde atılmış oldu. Bu tohumların çiçek açmaları neredeyse 100 yılı buldu.

Çocuklar ve Hayvanlar: Hayvanların, çocukların hayatındaki önemi ebeveynlere, öğretmenlere ve hayatını genç insanlara vakfedenlere yeni bir haber değil. Hayvanat bahçesi ziyaretleri, evdeki evcil hayvanlar, etraftaki vahşi hayatı izlemek, Animal Planet kanalının popülerliği, hayvan temalı filmler ve çocuklara okunan hayvan karakterli kitaplar ve sonrasında çocukların başkalarına okuduğu hayvan karakterli romanlar, yaralı bir sokak hayvanı görüldüğünde yaşanan kaygı ve endişe; bütün bunlar ve daha fazlası hayvanların genç insanların dünyasındaki öneminin bir kanıtıdır. Bu bölümün yazıldığı (22 Şubat 2001) tarihte, Amazon.com’da yaptığım bir araştırmada “hayvanlar (animals)” 32.000, “evcil hayvanlar (pets)”

7976, “evcil hayvanlar ve çocuklar” ile “hayvanlar ve çocuklar” sorguları toplamda 22707 sonuç vermekteydi. Buna rağmen, çocuk ve ergen gelişimi üzerine çalışanların çok azı, hayvanlarla genç insanların hayatlarının kesiştiği, birbirlerini tamamladığı ve zenginleştirdiği noktaları incelemişlerdir.

İnsanlarla hayvanlar arasındaki olumlu ilişkileri cesaretlendirmek her zaman hayvan refahı örgütlerinin ana amacı olmuştur. Bunun hayvanlara faydası açıktır. Ancak bu örgütlerin desteklediği fikir;” insanlar hayvanlara ne kadar insani, vicdanlı davranırlarsa; diğer insanlara da daha medeni, saygılı ve kibar davranırlar” görüşüdür. Bu görüşün en etkin uygulamasının çocuklara vicdani prensiplerin öğretilmesi olduğu kabul edilmiştir.

Vicdani ( Humane) Eğitim: Hayvanlara yönelik şiddetin önlenmesi için çalışan örgütler, hayvanların refah seviyelerini iyileştirmek amacıyla genç insanların eğitimine odaklanmışlardır. Çocuklara, hayvanlara karşı nazik, merhametli ve sorumlu davranmayı öğreten farklı eğitim yöntemleri vardır; fakat bunlar aynı başlıkta “vicdani (humane) eğitim” adı altında gruplandırılırlar. Schultz 1924/1968, 20.yy’ın başında birçok eyaletin okul müfredatlarına yasal olarak vicdani eğitimin nasıl dahil edildiğini anlatır. Bu eğitim şekli, American Humane Association (AHA) tarafından desteklenmektedir.1915’te AHA tüm eyaletlerin okul sistemlerinin müfredatlarına vicdani eğitimin dahil edilmesini teşvik etmiştir. 1922 yılında 20 eyalet bunu gerçekleştirmiştir (Schults 1924/1968, s. 137). 1909’da geçen Illinois yasası, model yasa olarak kabul edilmektedir. Kanunun dili, vicdani (humane) eğitimle gençler arasındaki suç oranının azalmasını açıkça belirtmektedir.

“…suç oranını azaltmak ve iyi vatandaşlık standardını yükseltmek için [bu eyaletteki her devlet okulu öğretmeninin görevi ] öğrencilerine dürüstlüğü, nezaketi, adaleti ve ahlaki cesareti öğretmektir….bir dönemdeki her hafta için yarım saatten az olmamak kaydıyla, okullarda öğrencilere kuşların ve hayvanların korunması, onlara nazik, vicdanlı ve adaletli davranılması; doğa ekonomisinde hayvanların önemi konulu ders verilecektir.”(Schultz 1924/1968, s.305)

Schultz’a göre, böyle yasaların geçmesindeki iyi niyete rağmen, yasa uygulamanın garanti edilmesi anlamına gelmez. Shultz, bazı okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin zorlandıkları ve yasaya katılmadıkları için işleri yokuşa sürdüklerini, bazı durumlarda öğretmenler istekli olsa bile yazılı malzeme ve ders planı eksikliğinden ötürü yasanın gereklerini uygulayamadıklarını anlatır.

Hikayelerin Önemi : Çocuklara vicdanlı olmayı ve insani prensipleri benimsetmenin yollarından biri hayvan konulu edebiyattır. Bunun ABD’deki ilk örneklerinden biri, Sarah Eddy’nin (1899) “Arkadaşlar ve Yardımcılar” (Friends and Helpers) isimli kitabıdır. Bu kitapta çocuklar evcil hayvanlar, vahşi hayvanlar ve çiftlik hayvanları hakkında okuyarak onların özelliklerini ve onlara uygun davranmayı öğrenebilirler. Kitapta, hayvanların yaşadıkları kötü tecrübelerin yıkıcı sonuçları ve çocukların hayvanlara kötü muameleyi önlemekteki rolüyle ilgili birçok örnek verilmiştir. Eddy, “genç insanlar hayvan haklarına saygı göstermeyi öğrendikçe ve onların çektiği acıların ve eziyetlerin nedeni üzerine düşündükçe, bu düşünceleri hayatlarının her alanında uygulayacaklardır. Birbirlerinin haklarına saygı göstermeyi öğrenecekler ve her türlü suç oranı düşecektir” ; demiştir (s. 228). Kitabın son bölümü öğretmenlere yöneliktir; öğretmenleri sınıflarda “vicdani eğitim”i uygulamaya teşvik etmektedir.

Bu akım, 20.yy’da Virginia Parkinson’ın “Hayvanlara Nezaket, Köpek Yavrusu Benekli” ( Kindness to Pets, Starring Spotty the Pup) (1943/1961), Helen Griffiths’in “Altıüstü Bir Köpek” ( Just a Dog) ( 1975) ve Phyllis Reynolds Naylor’ın Newberry Ödülü’nü kazanan “Shiloh” isimli (1992) kitaplarıyla devam etmiştir.

Eddy’nin kitabı çocukları “merhamet ekipleri” oluşturmaya teşvik eder. Bu ekiplerin mottosu, “yaşayan tüm canlılara nazik davranacağım ve onları zulümden korumaya çalışacağım” olmuştur (Eddy 1899, s. 227). “Merhamet ekipleri”, 1877’de İngiltere’de, 1882’de ABD’de (Finch 1989) MSPCA ve başta George Angell himayesinde oluşturuldu. 1925’te, ABD genelinde 140bin merhamet ekibine üye 4 milyon kişi bulunmaktaydı. Bazı dini gruplar, kız ve erkek izciler de hayvanlara merhametli davranmayı özendirerek, bu programlara destek oldular.

Angell, aynı zamanda Amerikan Vicdani Eğitim Topluluğu’nu kurarak ülke genelindeki okullarda ve evlerde vicdani eğitim ders programlarının yaygınlaştırılmasını sağladı. 1910’da Stanford Üniversitesi’ne vicdani eğitim ve hayvanlara yönelik şiddet vakalarının araştırılmasına yönelik bir teklif sunuldu. Aynı tarihte, Chattanooga,Tennessee’deki bir topluluk hayvanların yanısıra çocukların ve kadınların korunmasını da eğitim kapsamına aldı.

Vicdani eğitim bugün de devam etmekte, ABD dışındaki ülkelerde de uygulanmaktadır. “Operation Outreach-USA” edebi ürünlerin basılması ve okuyucuya kolayca ulaştırılması için çalışmaktadır. Çevrilen kitapların bazıları, “Black Beauty” ve “Beautiful Joe”dur (Sewell 1965, Golden 1992).

1918’de kurulan kurulan Latham Vakfı, televizyon ve diğer görsel medya kanalıyla vicdani eğitime önem vermiştir. Günümüzde, çocukların ve hayvanların istismarının engellenmesine yönelik bir danışma kurulu bulunmakta ve vicdani eğitimle ilgili “Latham Mektubu” isimli dergiyi üç ayda bir yayınlamaktadır.

İlkokullara yönelik, başka bir vicdani eğitim programıysa Humane Society of the US (Savesky & Malcorne 1981) tarafından geliştirilmiştir. Bu program, vicdani eğitim konularını mevcut olan müfredata yedirir. Yani, vicdani eğitim ayrı bir ders olarak verilmez (öğretmenler için ayrı bir ders hazırlama ihtiyacı) ; hayvan refahını ilgilendiren konular müfredatta yer alan mevcut derslerde sunulur. Örneğin, hayvan nüfus kontrolü matematik dersinde, hayvanların habitatlarına insanların etkisi coğrafya dersinde, çevre kirliliğinin etkisi sağlık bilgisi dersinde verilir.

Maalesef, vicdani eğitim programları; madde bağımlılığı direnci ya da daha genel şiddetin engellenmesi programlarına göre daha az mali destek almaktadırlar. Vicdani eğitim programlarının etkinliğinin değerlendirilmesi ise zor bir konudur (Ascione 1997, Cavanaugh, Kaufman, Moulton 1998, Unti & DeRosa 2003). Bu alandaki ilerlemenin yavaş olmasının birkaç nedeni vardır: Birincisi, dünya çapında kabul görmüş standart bir vicdani eğitim müfredatı yoktur; çocukların hayvanlara davranışlarındaki değişiklikleri tespit etmek için standart bir test yoktur. İkincisi, mevcut araştırmalar orta ya da üst sınıf ailelerin çocuklarına yöneliktir; dezavantajlı ortamlarda yaşayan veya hayvan istismar etme riski daha yüksek çocuklara yönelik araştırma yoktur. Üçüncüsü, vicdani eğitim programını uygulayanlar, uygulama kapsamını ve eğitim kalitesini nadir olarak belgeler. Dördüncüsü, bu tip programlar derslerin , çocukların gerçek hayatta hayvanlara karşı tutumu üzerindeki etkisini nadiren ölçerler. ABD’de uygulanan , okul temelli madde bağımlılığının engellenmesi programının değerlendirmesinde, programın dişe dokunur etkisi olmadığı görülmüştür (Ascione 1997).

Hayvan refahı programlarının tarihçesine, hayatlarını toplum eğitimine adayan profesyonellere değindikten sonra diğer bölümlerde; çocuklar, hayvanlar ve aralarındaki ilişkileri ele alan bilimsel araştırmalardan bahsedeceğim.

Frank R. Ascione, Children & Animals Exploring the Roots of Kindness & Cruelty, 2005.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s